20 Mayıs 2011 Cuma

BOZCAADA YOLCUSU KALMASIN..



 


Aylardır içimde Bozcaada'da sakin bir kaç gün geçirme hevesi var.Lakin olmuyor,olamıyor.Madem gidemiyorum dedim oturup bir kaç satır bir şey yazayım.
Bozcaada ile geçen yıl agustos ayında tanıştık.30 agustos olması sebebiyle feribotta uzun bir kuyruk beklemek zorunda kaldık.Zaten oldukca uzun olan yol tam bir eziyete döndü.Giderken öğrendik ki ,dönüş için feribota rezervasyon yapmak gerekiyormuş.O saatten sonra yer de bulamadığımız için bir gün önce aracı karşıya geçirip ertesi gün yaya olarak geçtik suyun öteki tarafına...Bütün İstanbul adadaydı sanki,akşam yemek için boş masa,gündüz plajda havlu serecek yer bulamadık.

Oysa yaşadığımız hayalkırıklıklarında adanın hiç bir suçu yoktu..Ben Bozcaada'nın sakin ve dingin bir yer olabilme ihtimalini sevdim.Küçük bir caddeyle ayrılmış,biri Türklere diğer Rumlara ait  iki şipşirin mahallesi olan , muhteşem bir denize ve bakir koylara sahip , sukunet içinde konuklarını bekleyen taş bağ evlerini barındıran cennetten bir köşe.Adı gibi boz,çorak ama o kadar çok üzüm bağı var ki gözler ağaç çayır çimen aramıyor.


Tadını kaçırmadığımız sürece,gidilesi-görülesi-kalınası hatta bir süre yaşanılası bir yer.Mümkünse haftaiçi ve sıcaklar bastırmadan ,İstanbul ahalisiyle köşe kapmaca oynamaya gerek kalmayacak tarihlerde gitmekte fayda var.

* Ulaşım İstanbul'dan yaklaşık 6-7 saat süren bir karayolculugunun ardından,Geyikli'den 'Gestaş'ın sağladığı feribot seferleri ile sağlanıyor.Mutlaka feribot rezervasyonu için önceden arayın :GESTAŞ 7/24 ÇAĞRI MERKEZİ REZERVASYON: 0286 444 07 52
* Konaklama için adanın merkezideki küçük pansiyonları ya da iç kısımlardaki bağ evlerini tercih edebilirsiniz.Bir kaç hafta önceden arayıp yer ayırtmakta fayda var. www.bozcaadarehberi.com
* Yemek için de ada ritüeline uygun olarak rakı&balık yapabilirsiniz,pek çok alternatif lokanta mevcut.
* En bilindik koyları Ayazma plajı ve Akvaryum koyu.Ben daha doğal oldugu için Akvaryumu tercih ederim ama plaja yakın yeme-içme mekanları vs. olsun diyorsanız Ayazma daha uygun bir seçim olabilir.
* Meraklısıysanız üzüm bağlarını ve Corvus ,Talay gibi ünlü şarapçıları ziyaret edebilir,şarap tadabilir ve satın alabilirsiniz.Döndüğünüzde şarabınızı yudumlayıp buram buram ada kokusunu içinize çekip anılarınzı tazelemek ve yeni tatil planları yapmak çok keyifli olacaktır.




6 Mayıs 2011 Cuma

SELAM OLSUN DENİZLERE

6 Mayıs 2011 ..Bugün facebook statusuma şöyle bir not düştüm :

Yaşasaydı 65 yaşında olacaktı,yaşatmadılar.Deniz oğlum daima başın dik,ömrün uzun olsun.

Gezmiş Deniz'in ömrü uzun olamadı.25 yaşında  hayatının baharında, canını feda etme pahasına çıktığı yolun sonuna geldi kahredici bir Ankara gecesinde.

Denizleri anmadan olmaz dedim ,geçtim bilgisayarın başına .İdeolojik ya da siyasi tarafından bahsetmek istemiyorum bugun.Aklımda hep aynı melodi (Bir gül idim derilmemiş-Daha gün yüzü görmemiş-Örselenip kırılmamış ), içimde tuhaf bir sızı.İster sağ görüşlü olsun ister sol görüşlü.25 yaşındaki bir gencin katline yüreği sızlamayanın vay haline.

Seçtiği yolda inançla yürürken acaba 'sevgi' ve 'özlem 'ile tanışmaya  ömrü yetmiş miydi?Ya da o sert ve kararlı duruşundan sıyrılıp bir kez olsun annesine sarılıp ağlayabilmiş miydi doya doya?

Çok vakitsizdi bu dünyadan ayrılışın be çocuk , henüz çok erkendi gitmen için...

24 Nisan 2011 Pazar

'ETİK'-ET

Son zamanlarda ahkam kesme meraklılarının yerli yersiz , söylemlerini daha değerli kılar yanılgısına düşme gafletinde bulunarak cümle içinde kullandığı bir kelime 'etik '.Pek çok kavram gibi özelliğini değerini yitirip gider oldu ağızlarda sakız oldukça.Herkes olayları kendi küçücük pencereleri çerçevesinden sözümona 'etik'kurallara göre değerlendirip atıp tutuyor,işin aslını astarını öğrenmeden.Oysa ne güzel bir deyiştir :' bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmamak gerekir'

'Etik' nedir,bunun kriterini kim belirler? Bir olayın etik olup olmadıgını toplumsal yargılar belirliyorsa kulliyen sacmalık derim.Yok kişinin kendi vicdani değerleriyle ilgiliyse saygı duymak gerekir.O zaman olaylar ya da durumların etiğe uygun olup olmadığı  kişinin nereden baktıgıyla ilgili olabilir.

Toplumun yarattığı etik anlayışına ve toplum ahlakı denen şeye inanmıyorum.Bunun protest hatta biraz anarşist bir bakış açısı oldugunu biliyorum .Ancak toplumun belirlediği bir kurallar ya da dogrular bütününe inanabiliyor olmam için , toplumun genelinin vicdanen , fikren ve doğruyu değerlendirebilme yetisi açısından birey olarak benim sahip olduğum vasıfların  bir adım önünde olması gerekir.

 Üstelik ne yazıktır ki toplumumuzda ahlak kuralları yalnızca kadın-erkek ilişkileri mezvu bahis olduğunda hatırlanır.Başkalarının hakkı yemek,küçüğe sevgi büyüğe saygı göstermemek,trafikte başkalarının hakkını alenen gasp etmek , rüşvet yiyip işini bilir geçinmek,şark kurnazlığıyla bin bir dolap çevirmek söz konusu olduğunda ahlak kuralları ve bütün bu davranışların etik normalara uygun olup olmadığı  hatırlara bile gelmez.Diğer taraftan iki ayrı cins arasındaki her türlü münasebette sahnede neon ışıkları altında yerini alır ahlak kuralları ve içinde bolca 'etik'kullanılan cümleler.Daha da kötüsü bu  kavram kullanılarak , insanlar - olaylar ve durumlar ETIK-ET lenir.Falancanın kocası filancanın kızıyla konusurken görülmüş diye kız yollu adam hovarda olur.Dedikodu ve iftira gayri ahlaki bile sayılmaz üstelik.

Sokakta kedi köpek tekmeleyip,akşam çocukları önünde karısını döven , pavyon pavyon gezen kumarbaz adam öz kızını akranı bir gençle gördü diye avaz avaz bağırır  'ahlaksız' diye.Öyle ya kız ahlaksızdır , babası ise sütten çıkmış ak kaşık!

22 Mart 2011 Salı

KADINLARI ANLAYABİLMEK

Kadınları anlamak zor der Ademoğulları. Kadın ne ister, ne istediğini kendisi de  bilir mi çözmek zor zanaat..

Oysa kadınlar ne istediğini çok iyi bilir de, bazen bilip de bilmemezlikten gelmek gerekir. Ademoğluna herşeyi apaçık, gizemden arınmış bir şekilde altın tabakta  sunmak istemez.

Oyunları sever. Yalnız  kendi kurguladıgı oyunlar oynandıgı surece oyuna dahildir. Aksi takdirde mızıkçılık yapıp ansızın firar edebilir.

Kayıtsız şartsız  ‘isteniyor olmak’ ister ama talepkar olmaktan nefret eder. İsteniyor olmak için patikalar açar, yollar yapar ama tabelalar koymaz. Keşfedilmeyi bekler. Bazen sadece bu süreci sevdiği için, keşfedillmenin hazzını yaşarken, teslim olmaktan kaçar.

Güvenli ve huzurlu limanlarda demirlerken, bir taraftan da içinde kopan fırtınalara eşlik edilebilsin, maceraperest ruhu hep beslensin ister.

Israrcıdır ama zoraki yapılan şeylerden keyif almaz.

Hala kadınları anlamanın zor olduğunu düşünüyor musunuz ey Ademoğulları...



21 Mart 2011 Pazartesi

'FİRARPEREST'


Elif Şafak ın ‘Firarperest’kitabını okumaktayım , resmen beni benden aldı,tüm sevdiklerime hediye edesim var J

Açıksözlü olmak gerekirse Elif Şafak tutkunu değilim.Yine de dili inanılmaz başarılı bir şekilde kullanan , çok iyi bir roman yazarı oldugunu kabul etmelıyım.O benim için Yaşar Kemal gibi..Romanlarını yatıp güneşlenirken değil de sakin kafayla arada bir durup üstünde düşünerek,hatta başkalarıyla tartışarak okuma gereği duyarım.Üst üste bir kaç Elif Şafak romanı okumak zordur.Araya Ayşe Kulin , Kürşat Başar gibi yalın üsluplu,insanı dinginleştiren bir kaç yazar girmelidir.

En son okuduğum romanı ‘Mahrem’ de  beni oldukca yormustu .O dönemde belki ruh halim müsait değildi diye faturayı kendime kesmeme rağmen uzun süre başka bir romanını okumayı düşünmüyordum.Dün akşam D&R da ilgi çekici kapağını görünce dayanamayıp karıştırmaya başladım.İlk bir kaç başlığa göz attıktan sonra , Firarperest ve ben kasada sıramızı bekliyorduk.Satın alma kararımda ,kitabın ismi ve cezbedici kapak tasarımının da etkisi olduğunu itiraf etmeliyim.

’Firarperest’ roman değil.Zaman zaman hepimizin ruhunda kabaran firar etme , farklı olanı  keşfetme,aşk,evlilik ve hayat üzerine denemeler derlemesi.Her yazı maksimum 2-3 sayfa, çerez niyetine okunuveriyor.Elif Şafak tarzının cok dısında.Basit cümleler,keyifli içerikler,köşe yazıları tadında..Sanırım o da kendi melankolik ve yorucu üslubundan sıkılmış biraz .Fena da olmamış doğrusu.

Tüm yazılarının tadı damağımda kalıyor , dönüp baştan okuduklarım oldu.Bir yerlerde denk gelirseniz es geçmemenizi öneririm.

15 Mart 2011 Salı

CHICAGO

Chicago müzikalinin sinemaya uyarlanmış versiyonunu 2003 yılında annemle birlikte izlemiştik,bütün detayları ile aklımda yer etmiş güzel bir gündü.Annem oldum olası bayılır Richard Gere ‘e , ne yalan söyliyim ben de çok beğenirim.Annemin akranı olmasının zerre kadar önemi yok , yaşlansa da bence hala Hollywood’un gelmiş geçmiş en yakışıklı adamıdır.Hele ilk şövalyedeki Lancelot karekteri asla akıllardan çıkmaz.Aile boyu hastasıyız J

Hiç unutmuyorum , film başlar başlamaz ‘All that jazz’ ile tüylerim diken diken oluvermişti.Ardından ‘Funny Honey’,’Cell Block Tango’ ile mest olmuş , Renee Zellweger , Catherine Zeta - Jones ve pek tabi ki Gere in muhtesem performanslarını soluksuz izlemiştim.Film sona erdiğinde ikimizin de yüzünde kocaman bir gülüseme vardı.Şahane müzikler,insanüstü yetenekli dansçılar,güzel kadınlar ve yakışıklı erkekler daha ne olsun.Tam bir görsel şölen.O yıl hak etmiş oldugu üzere 5 dalda oskar ile birlikte en iyi film oskarı da Chicago’nun olmuştu.Sonrasında DVD ve soundract albümü evin başköşesinde yerini aldı.

O tarihten beri hayalim , Chicago müzikalini sahnede , müziğin iliklere kadar işlediği bir salonda canlı izlemekti.Ne zaman aklımıza New York’a gitme fikri düşse ,ilk araştırdığım Broadway’de Chicago’nun hangi gün ve saatlerde sahnelendiğiydi.New York’da yapılcaklar listemin en başında yer alıyordu.En son geçtiğimiz yıl nisan ayında benzer bir plan yapıp yine elde olmayan sebeplerden ötürü iptal etmek zorunda kalmıştık.

Eylül ayında gazeteleri karıştırıken eşimin gözleri parladı.Sana bir süprizim var deyip gazeteyi uzattı.Bir de baktım ki dev gibi bir ilan ‘ CHICAGO ISTANBUL’LU SANATSEVERLER İLE BULUŞUYOR ‘!Gözlerime inanamadım.Ben burdan kalkıp taa New York’a onu izlemeye gitmeyi planlıyorken Chicago benim ayağıma gelmişti.Birden bire telaşlandım, ya yer yoksa! Malum sadece bir kaç gösteride, sınırlı sayıda  izleyiciye sunulacak bir fırsattı bu.Hemen bilet için gerekli telefon görüşmelerini yaptım.Bilet kategorilerindeki ayrım ve fiyatlar dudağımı uçuklatsa da tereddüt etmeden aldım biletimi.

Maslak TİM ‘e ilk gidişimdi.Salon muazzam , sahne düzenlemesi harikaydı.Chicago’nun ne kadar büyüleyici olduğunu söylememe bile gerek yok.Gözler Billy Flynn karakteri için Gere’i arasa da o kadar da değil dedim içimden.Hayatım boyunca unutamayacağım bir kaç saat geçirdim.Hayallerin gerçeğe dönüşmesinin verdiği haz sahiden de pahabiçilmez.

Bir gün yolum New York ‘a düşerse.Yine ilk gece için programım belli,listeyi değiştirmeye hiç niyetim yok. Filmi 6 dalda Oscar ödüllü, Müzikali 6 Tony, 2 Laurence Olivier, 1 Grammy ödül sahibi,yaklaşık 6.000 kez sahnelenmiş  bu muhteşem müzikal  bir değil bir kaç kez daha izlenir.

Ben müzikal sevmem diyenlere;

’It is not a musical ,It is CHICAGO’


14 Mart 2011 Pazartesi

MUTLU HAFTALAR

Güneşli bir sabah..Her zaman oldugumdan daha enerjik başladım güne ,üstelik günlerden pazartesi.Sendromdan eser yok,kendimi iyi hissediyorum , uzun zamandır olmadıgım kadar iyi!

Tuhaf bir hafiflik var üzerimde , asırların yükünü atmış gibiyim omuzlarımdan.Sihirli bir değnek mi değdi üzerime yoksa sadece havalar bahara döndüğü için mi bilmiyorum.Bildiğim tek şey , değiştiğim ve bu değişimden müthiş derecede keyif almakta olduğum.

Hayat bu,bazen umulmadıgı kadar  zorlayıcı,bunaltıcı ve  pes ettirici olsa da , öyle birden bire işler yoluna giriveriyormuş günün birinde,anladım.Önemli olan işlerin kötüye gitmekte olduğunu farkedip önlem alabilmekte.Malum yaş otuza erdi artık kendimle çok yakından tanışıyorum.

Tutkuyla yaptığım üç şey var , seyahat etmek,yemek yapmak ve yazı yazmak.Eğer üçüne de uzaksam tehlike çanları çalmaya başlamış demektir.Günlerce mutfağa adım atmazsam anlıyorum ki Aslı’nın canını sıkan bir şeyler var.Rutinden bunalmış,yorulmuş olması da muhtemel.Ya da heyecanla sunulan seyahat planlarını tek kaşını kaldırıp umarsızca dinliyorsa durum daha da vahim, hemen bir el atmak lazım.Güzel olan farkedebiliyor olmak,pes etme noktasına gelmeden toparlanıp tekrar ayağa kalkabilmek.

Çok da zor değil üstelik,malum biz kadınlar..Biraz alış veriş,bakım , sevgiliyle dingin bir haftasonu , bir kase patlamış mısır ve bir türlü izlenemeyen bir kaç film , merak uyandırıcı bir kitap yeter de artar bile.Kitap demişken , bu ara öylesine arada bir okudugum bir kitap var –meditasyon –üzerine.Açıkçası defalarca Hindistan’a giden biri olarak,buraya dünyanın çeşit türlü yerinden meditasyon yapmaya gelen insanları bir türlü anlayamamışımdır.Bu konu benim şimdiye kadar ilglimi çeken bir konu olmadı.Kitapta egolardan arınabilmekle ilgili çok güzel bölümler var.Bir yerde diyor ki , ‘Mükemmel olmaya çalışmayın , mükemmellik ölümdür.Tanrı bile kusurusuz olmamalıdır ki kusursuzsa ölü demektir.Çünkü mükemmellik ilerleyememek,bir yerde nokta koymaktır.’Kulağa hoş geliyor değil mi?

Mutlu Haftalar..