8 Ekim 2011 Cumartesi

MERHABA EKİM..


Ekimin ilk haftası bütün bir aya yetecek kadar dolu geçti.Bugün cumartesi ve ben hala geçen bir haftanın sersemliğini üzerimden atabilmiş değilim .

Haftaya çocuk moda çekimlerinin telaşı ile başladım.Sevimli mankenlerimiz için olabilecek en uygun kombinleri oluşturmak için ciddi bir styling çalışması yaptık.İtiraf ediyorum ki dışarıdan göründüğü kadar kolay bir iş değilmiş.Koskoca reyon , onlarca marka..Magazada geçen oldukca yorucu bir pazartesiydi.Yine de günü tüm yorgunluğumu unutarak , mutlu&mesut bir şekilde sonlandırdığımı söyleyebilirim.Yapımda ve yayında emeği geçen dostlara teşekkürlerimle..

Salı günü haftalar öncesinden hazırlandığımız sunumun gelip çattığı gün! Sabah 11:00 deki sunum için tavsiye üzerine aksam çalışmaya çalıştım.Yazık ki aklımın hep başka yerlerdeydi.Tam konsantre oluyorum derken cümlenin orta yerinde yine başka başka resimler , kareler uçuşuveriyordu gözlerimin önünde.Uzak ülkelere ,ılıman iklimlere gidip gidip geliyordum...Herşey bir tarafa güzel bir başlangıç ve konuya hakimiyet işi çözer, heyecanımı da alır götürür dedim.Sunum saatinden önce salonun kapısındaydım.Kendimi iyi hissettiren  'zor zamanların kadim dostu' kırmızı rujumu sürüp bir önceki toplantının bitmesini bekledim.Ardından içeriye kocaman biri gülümseme ve içten bir günaydın ile girdim.Gerisi su gibi akıp geçti..


Çarşamba günü gerçekten 'kırk yılın çarşambasıydı'.Öğlene kadar gündelik ofis işleri,öğleden sonra çekim setinde koşturma , sonrasında Gökçe'ye süpriz bir ziyaret ve dar vakitlerde hızlıca yapılan bir doğumgünü kutlaması..Ardından apar topar arabaya doluşup ilk Yunanca dersine yetişme çabası.Beklenmedik bir trafik kaosu ve Şişmanoğlu'nun büyüleyici ortamında yeni yüzlerle selamlaşıp başlanan yeni bir macera.Bu kadar mı tabi ki değil..Dersten çıkıp balıkpazarından kosar adımlarla geçip Cumhuriyet Meyhanesindeki Aslı'nın veda yemeğine dahil olma.Dahil olmakla da kalmayıp vur patlasın çal oynasınla geçen harika bir gece.Gecenin sonunda tam da evin yolunu tutacakken gelen cazip bir teklifle rotayı Beyoğlu Kafepi'ye çevirme.Açık havada sabaha dönen saatlerde paylaşılan bir kaç kadeh ve sıcacık sohbet..İşin enteresan tarafı antik yunan felsefesi ile başlayan akşam , meyhanedeki dokuz sekizlik ritimlerle devam edip,Kafepi'de yüksek desibelli rock soundu ile son buldu.Aslı Aslı olalı bu kadar kültür karmaşasını bir arada yaşamadı :)

Perşembe günü çarşamba sabahından başlamıştı.Lakin uzun zamandır geçirdiğim en kötü günlerden biriydi!Sabah korkunç bir başağrısıyla uyandım ve sevgili Pınar'ın evinde bir mg bile agrı kesici yoktu! Ne yapıp ettiysem agrı geçmedi,günün ilk yarısını kazan gibi bir kafa ve suratımda saçma bir gülümseme ile geçirdim.,tam anlamıyla 'akşamdan kalmaydım'.Öğleden sonra ancak kendime gelir gibi oldum.Kafepi de yuvarladıgım kadehlerin acısı misli misli çıktı.Aynı gecede bir kaç mekan gezip , alkolun dozunu kaçırma dönemini çoktaan geçmişim de farkında değilmişim.Bir daha birileri çıkıp aman kafa nereye biz oraya dediğinde iki kez düşüneceğim ..Ertesi gün aynı kafa kazan gibi oluyor çünkü :)Akşam için de planlar suya düştü.Belki bir araya geliriz dediğimiz dostlardan ses çıkmadı , malum herkes yoğun.Haftalık temposu bu kadar yüksek olan sadece ben değilmişim onu anladım,üstelemedim eve gdip yalnız ve sakin bir gece geçirdim.
Cuma akşamı yine Şişmanoğlu'ndaydım.En güzeli de haftayı ve akşamı Pınar'la kol kola İstiklal'de yürüyerek ve dertleşerek noktalamak oldu.

Bugün cumartesi burnumu bile dışarı çıkartmadan , evde tembelliğin ve oğlumun tadını çıkartarak geçirdiğim belki de ekimin en güzel günü.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder